SATRANCIN ÇOCUK EĞİTİMİNDEKİ ROLÜ ve ÖNEMİ 1

 

2004 yılında SATRANÇ Kurallar, açılışlar, strateji – taktik ve oyun sonu isimli bir kitap çıktı. Yazarı Dr. Olgun KULAÇ.

Aldığım gün önsözünü okudum. İlginç gelmişti. Hele başındaki uzun yazıyı bir solukta okudum. Bazı kısımlarını kırmızı kalemle çizdim. Ertesi gün okulda bazı kısımları (Özellikle zaman konusunda) öğrencilerime okudum. Geçenlerde elime geçti. Yukarıda bahsettiğim kitabın giriş kısmını burada yayımlamak istiyorum. Yazı uzun olduğu için önce birinci kısmını yayımlıyorum.

SATRANCIN ÇOCUK EĞİTİMİNDEKİ ROLÜ ve ÖNEMİ

Her anne baba çocuğunun bedensel, zihinsel ve duygusal olarak gelişmesini ister. Bu nedenle pek çok anne baba çocuğunu sportif bir aktiviteye veya sosyal etkinliğe gönderir. Bu amaç çocuğun gelişimi yanında çevresini daha iyi tanıması, daha iyi iletişim kurması ve sosyal yönünün daha fazla gelişmesidir. Sportif faaliyetler ve sosyal etkinlikler bunun bir aracıdır. Satranç sporunun da farklı ve özel bir önemi vardır.

Satranç sporunun bu konudaki yeri farklıdır. Bunun böyle olması da doğaldır. Çünkü satranç ile yaşam arasında, hiçbir spora nasip olmayan bir benzerlik vardır. Diğer sporlar ile yaşam arasında da benzerlikler kurulmaya çalışılmış, bu konuda kitaplar yazılmış, filimler çekilmiştir. Ama hiç birinin yaşamla benzerliği satranç kadar olamaz. Çünkü satranç, pek çok spor gibi hayattan kopuk, yapay olmayıp bizzat hayatın gerçeklerinden esinlenerek ortaya çıkmış bir spordur. Yaşamda var olan ve hep var olacak mücadelenin tahta üzerinde anlatımıdır. Benjamin Franklin “Satranç bir tür yaşam, yaşam bir tür satrançtır” diyerek bu benzerliği dile getirmiştir. Satranç milli takım eski çalıştırıcısı Vasikov ise bu benzerliği “Büyük hayatın küçük bir modeli” olarak tanımlamıştır.

Akla şu soru gelebilir. Satranç ile yaşam arasında benzerlik olmasının satranç oyuncularına, çocuklarımıza faydası nedir? Satrancın çocuk eğitimindeki katkısının önemi burada yatmaktadır. Mademki satranç hayatın küçük bir modelidir, bu modeli iyi kavramak hayatı tanımaktır. O halde gerçek yaşamda uygulamak istediklerimiz için bu modelden yararlanabiliriz. Öğrenmeyi öğretme amacı olarak kullanabiliriz.

Çocuk eğitiminde satrancı bir araç olarak kullanıp, hayata yönelik mesajlarımızı satranç modeli üzerinden verebiliriz. Biz bunu yapmasak bile oyunun felsefesini kavramaya başlayan çocuk, satranç için değerli olanın hayat için de geçerli olacağını anlayacaktır. Bu konuda satranç öğretmenlerine de büyük görev düşmektedir. Satranç sadece bir spor olarak düşünülmemeli, ardında düşünce birikimi, felsefesi uygun dozlarda çocuğa verilmelidir. Bu şekilde bu spordan arzu ettiğimiz maksimum faydayı sağlamış oluruz.

Çocuklarımıza iyiyi, kötüyü, neleri yapıp neleri yapmaması gerektiğini didaktik bir anlayış içinde öğretmeye çalıştığımızda bunun pek yarar sağlamadığı gibi, itici de geldiği bir gerçektir. Oysa satranç, oyun içinde yapılacak bir hamlenin oyunu nasıl şekillendireceğini, oluşan yeni durumun ne gibi sonuçlar doğurabileceğini bir neden – sonuç ilişkisi içinde ortaya koyar. Bunun sonucunda çocuk günlük hayatta yapacağı davranışların satrançta olduğu gibi bazı sonuçları olabileceği gerçeğini kavrar. Onları çevrelerine karşı daha sorumlu olmaya yöneltir.

Yaşamda da satranç oyununda da esas olan mücadeledir. Satranç bir mücadele yöntemidir. Yönetim becerisidir. Yönetim sanatıdır. Hatta bazen kriz yönetimidir. Satranç bizlere oyunda olduğu gibi yaşamda da kısa ve uzun vadeli hedeflerin olması gerektiğini, amacı olmayan oyunda yaşamın da bir şey ifade etmeyeceğini anlatır. Hedefe ulaşmak için bir plan yapılmasını, bu plan doğrultusunda eldeki olanakların en akılcı, en ekonomik kullanımını öğretir. Hedefe ulaşan yolda, gelebilecek tüm olumsuzluklara karşın tedbirli olmayı, ayrıntılar hesaplansa bile yapılan tüm hamlelerin asıl amaca hizmet etmesi gerektiğini ortaya koyar.

Çocuklarımıza anlatmamız gereken bir olguda başarıdır. Başarı kavramını anlatmaya çalışırken yine satrançtan yararlanabiliriz. Başarı hemen herkesin ulaşmak istediği bir hedeftir. Çocuklar da başarıyı başarıya hemen ve kolay yoldan ulaşmak isterler. Oysa başarı insanlara sunulan bir lütuf değildir. Ardında azim, fedakarlık, sabır, planlı çalışma ve tüm bunların yapıldığı bir süreç vardır. Kısacası bir bedel vardır. Adeta bir bedel karşılığında alınmıştır. Başarının bedeli, önceden ödenmiştir. Başarısızlığın bedeli sonra ödenir. Başarısızlığı bazıları için cazip kılan da budur. Yaşamın cilveleri denebilen şansın, rastlantıların önemli etkilerine rağmen bedel ile başarı arasında doğru orantı olduğunu söylemek mümkündür. Bu satrançta da böyledir. Hiçbir oyun satrançta olduğu gibi başarıyı dünya ölçeğinde kıyaslamalı olarak rakamlarla ifade edemez. Çocuk çalışıp oyunculuğunu ilerlettikçe gerek ulusal (UKD), gerek uluslararası (ELO) kuvvet dereceleri artar. Çocuk bedelini ödediği sürece başarı merdivenlerine tırmandığını görecek ve tüm başarı öykülerinin ardında bir bedel olduğu gerçeğini öğrenecektir.

Hayatın bir izdüşümü, bir simülasyonu olarak düşünülen satranç sporunun çocuk eğitiminde olumlu ve kalıcı etkileri olduğu yaygın kabul görmüştür. Dünya eski satranç şampiyonlarından Alekhin “Ben satranç sayesinde kendimi eğittim” diyerek bunun önemini vurgulamıştır.

Çocuklarımızın bir konu üzerinde konsantre olamamaları en fazla şikayet ettiğimiz sorunlardan biridir. Sanılanın aksine, çocukların dikkatlerini bir konu üzerinde toplamasıyla konsantrasyon artmaz. Konsantrasyonu sağlayan en önemli unsur motivasyondur. Çocuk gerçekten sevdiği, istediği şeylere karşı konsantre olur. Satranç bir oyun havası içinde, çocuğu zorlamadan, kendi arzusuyla düşüncesini bir konu üzerinde yoğunlaştırmasını sağlar. Konsantrasyon öğrenilebilir bir özelliğe sahiptir. Satranç sayesinde konsantre olmayı öğrenen çocuk, burada kazandığı bu özelliği diğer alanlara da taşır. Bu, çocukların daha sonra derslerine ve diğer konulara konsantre olmaları daha kolay olur. Satranç oynayan çocuklarda dikkat dağılması sorununun önemli ölçüde azaldığı zamanla görülecektir.

Satranç oyununda değişik varyantlar sonucunda oluşacak pek çok konum önce zihinde canlanır. Tahtada olmayan ama zihinde beliren bu konumlardan hangisinin daha iyi olacağına karar verildikten sonra bunu tahta üzerinde gerçekleştirmeye yönelik hamleler yapılır. Çocukların gerçekleştirmek istediklerini önceden zihinlerinde yaşatmaları onlarda yaratıcı düşüncenin filizlenmesine zemin hazırladığı gibi düşündüklerinin gerçekleştiğini görmek de kendilerine olan güvenini arttırır.

Bir satranç oyuncusunun oynadığı oyunu üzerinden bir süre geçmiş olsa bile, hiçbir yere bakmadan tahta üzerinde yeniden oynayabildiği, satranç oyuncularının sık sık şahit oldukları bir olaydır. Bu, yeni başlayan oyuncularda görülmeyen, oyun pratiğinin ilerlemesine paralel olarak gelişen bir özelliktir. Hafıza bilginin depo edilmesi ve gerektiği anda kullanılabilir hale getirilmesidir. Bilginin depo edilip gerektiğinde bilinç seviyesine çıkartılma mekanizması ne kadar iyi çalışıyorsa o denli güçlü hafızadan bahsedilebilir. Bilindiği gibi hafızanın pek çok dalı vardır. Satranç özellikle konumsal hafıza üzerinde etkilidir.

Oyuncunun onlarca hamleyi sırasıyla aklında tutabilmesi gelişmiş hafızanın sonucudur. Hafızayı arttıran temel unsur belleği zorlamaktır. Satranç hafızayı sürekli zinde tutarak, unutma problemini önemli ölçüde azalır. Gelişmiş bir hafızanın sadece satranç oyunu ile sınırlı kalmayıp, diğer alanlarda da etkisini göstereceğini söylemek mümkündür.

Satrancın çocuklarımıza kazandırdığı önemli bir özellik de zamanı iyi kullanma becerisidir. Modern insanın tanımının zamanı ve mekanı en iyi kullanan insan olarak yapıldığı bir dünyada çocuklarımıza öğretmek zorunda olduğumuz diğer bir kavramda zamandır. Yaşamın hızlanması zamanın önemini arttırmıştır. Yaşamın daha da hızlanacağını düşünürsek gelecekte zaman kavramının öneminin daha da artacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zaman sadece bir kavram olmanın ötesinde, artık pek çok kavramda belirleyicidir. Doğru bile ancak kendi zamanında yapılırsa doğrudur.     

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir